"Bağımsız" Üst Kurullar ve Gerçek Görevini Havale

26/7/2009 (Kategori: ISHAYATI)


Son yıllarda daha uygar, daha liberal ve daha demokrat olmak adına güya bağımsız bir çok üst kurul kuruldu ve bunların ilgili sektörleri düzenlemesi beklendi.

Bu kuruluşlar çoğunlukla sorumlu oldukları sektörlerde gerçek bir rekabet ortamı yaratamadılar ve tüketiciyi korumak yerine hükümete yakın kuruluşlara tatlı, muhalif patrona sahip kuruluşlara sert davranarak haksız rekabeti bir de politize ettiler.

Bu kuruluşlara her yıl bütçeden veya sektör gelirlerinden milyonlarca TL. gelir aktarılmakta. Buna karşın yapması gereken ana sorumlulukların masraflarını yine sektöre yüklemekten geri kalmadılar. Buna iki örnek vererek yazımı tamamlayacağım.

BTK. Eski Telekomünikasyon Kurumu. Sektördeki rekabeti açacak en önemli uygulamalardan olan Mobil Numara Taşınırlığı için gereken sistemin kuruluşu için gerekli maliyeti  AVEA ve VODAFONE'a karşılattırdı. Halbuki milyarca TL.yi bulan sektör gelirlerinden önemli bir kısmı BTK'ya aktarılmakta.

RTÜK. Kanalların yayınlarını kontrol etmek için tüm yayınların kayıt edilmesi gerekiyor. Yine sektör reklam gelirlerinden milyonlarca TL. gelir payı alan RTÜK bu sistemleri kurmayı her kanalın kendisinden beklemekte. Ya ben kanal olarak RTÜK'e vermek ve yayınlamak üzere iki ayrı bant hazırlarsam!

Sanırım bunun dünyada çok fazla örneği bulunmaz. Uygar bir ülke olmak için daha atmamız gereken çok adım var, çooook.

Araç Muayenesinde Sahtekarlık

8/6/2009 (Kategori: ISHAYATI)


Bugün öğle arasında tek başıma yemeğe gittim. Yan masadaki konuşma ilgimi çekti. Kelli felli iki adam konuşuyordu.

Adamın birinin bir araç muayene istasyonu sahibi/yöneticisi olduğu anlaşılıyordu. Bir tür dalavereyi nasıl tezgahladıkları anlatılıyordu. Buna göre araç bir şekilde muayeneye geliyor ama ruhsata damga basılmıyor. Hatta bilgisayar sistemine bile girilmiyor. Ama satış sırasında muayene kaydı gerekirse vergi dairesinden kayıt çıkarılabiliyor. Bunu nasıl oturtuklarını, ballandıra ballandıra arkadaşına anlatıyordu.

Yapılanın ne getirdiğini anlamadım. Ama daha yeni getirilen araç muayene istasyonları ile ilgili bir yasanın açıklarını bulmak için uğraşan bir işveren anlayışı ülkemizdeki iş ahlaksızlığının ne denli yaygın olduğunu bir kere daha gösterdi bana.

Çift Bordro

2/6/2009 (Kategori: ISHAYATI)

Geçen gün Habertürk TV'de Ali Tezel'in programını seyrediyordum. Programa soru soran bir okutman "Bir Vakıf Üniversitesinde çalışıyorum. Net ücret belirleniyor ve biri resmi , biri gayri-resmi iki bordro uygulanıyor. Resmi net maaşımız bankaya yatıyor. Fark elden ödeniyor. Bunun bana zararı olur mu?" diye sordu. Ali Tezel'de bazı sakıncalar olmakla birlikte işten çıkarılmamak için şimdilik ses çıkarmamasını tavsiye etti.

Bu konu ülkenin kanayan yaralarından biri. Kayıtdışı ekonominin bir parçası. Çalışanlardan kesilen yüksek vergi buna mazeret sayılsa da bu göz yumulmaması gereken bir durumdur. Öncelikle her halde en "eğitimli" olan bir üniversite yönetiminin bu tür bir davranışını kınıyorum. Sonra bunun bir mali portresine bakalım. Diyelim resmi net maaşı 1.500 TL. ve gayri resmi net maaş 4.000 TL. olsun bu öğretim üyelerinin. Aradaki fark ayda 2.500, yılda 30.000 TL. eder. 200 bu düzeyde çalışan olsun. Yılda 6.000.000 TL. -altı trilyon eski lira- eder.

Peki bu rakam sadece basit bir vergi kaçırma mıdır? Hayır aynı zamanda SGK'nın prim kaybıdır. Bununla kalır mı? Bu rakamı kapatmak için naylon veya abartılı faturalar aldığından eminim bu değerli vakıf üniversitesinin. Mesela abartılı tadilatlar, kabarık temizleme taşeron faturaları. Bu faturaları kesen şirketler tamamen naylon değilse onlar da başkalarından naylon, abartılı fatura alıyorlardır mutlaka. Bu duruma KAYIT DIŞI SARMALI diyoruz.

Vakıf üniversitelerinin bir çoğunun İstanbul'da olduğu düşünülürse, İstanbul Defterdarı ve SGK İl müdürü bu programı  ihbar kabul etmeli ve tümünü inceleme altına almalıdır. Eğer halkdan yana bir yönetim sergileyecekseniz IMF, mayınlı arazi kiralama dışında da bir çok kaynak bulunur. İstenirse!

Şirket Yönetim Zaafları

11/4/2009 (Kategori: ISHAYATI)


Şirketler büyüdükçe ister istemez kademe sayısı artmakta ve üst yönetim ile en alttaki çalışan arasında ciddi kopmalar olmaktadır. Siyasi hayatta da sultanlık, padişahlık kültüründen kurtulamamış ülkemizdeki büyük şirketlerde ise 9-10 kademe bulunmaktadır.

Peki bütün bu kademelerin tepesindeki yönetim şirket insan kaynağını etkin olarak kullanabilmekte mi? Ne gezer. Bunun nedeni ise yönetimde yükseldikçe kulakların sağırlaşmasıdır. Üst yönetim daha az ve öz konuşup, uzun dönemli yol göstermesi gerekirken; üst yöneticiler daha az ve çoğunlukla gerçekten kopuk konuşmalar yapıp, kendine ulaşabilen orta kademe yöneticileri dinlememektedir. Yine sultan-teba kültüründen dolayı insan kaynakları ödülleri alan , herkesin çalışmak için can attığı şirketler de bile orta kademe yöneticiler üst kademeye, alt kademe yöneticiler orta kademeye sorunları aktarmaktan çekinmekte ve "pislikleri halının altına süpürmektedir".

Bütün bunlar sonucunda çalışanlarından kopuk, sorunları bilmeyen, sürekli pohpohlanan ve konumunu kaybedince atdan düşüp eşşeğe binmişe dönen yöneticiler Türkiye'de "Yılın Başarılı Yöneticisi" gibi ünvanlarla anılabilmektedir. Hatalarından ders alamayan bu şirketler aslında sadece kağıtdan bir kaplandır.

KIDEM TAZMİNATI FONU

7/3/2008 (Kategori: ISHAYATI)

 

Kıdem tazminatı benim de dahil olduğum SSK'lı çalışanların emekli ikramiyesi anlamına gelen bir sosyal güvencesidir. Bir yıl ve fazla çalışıldığında her yıl için bir maaş ile sınırlı bir miktardır. Eskiden bu miktarlar toplu sözleşmelerle 2 hatta 3 maaş olabiliyordu. 12 Eylül ve sonrasında bu sınır yanında nedense gazeteciler hariç tüm çalışanlara bir de Kıdem Tazminatı Tavanı kondu.

 

Önemli bir sorun eğer yıllarca emek verdiğiniz işyerinden emeklilik hakkı kazanmadan kendiniz ayrılırsanız bu tazminatı alamazsınız. Zaten bu haksızlık yıllardır beni rahatsız etmişti.

 

Şimdi Kıdem Tazminatı fonu kurulmak isteniyor. Bunun sadece bundan sonraki yılları kapsaması konuşuluyor. Bu fon çok dikkatli olarak kurulursa yararlı olabilir aksi halde kazanılmış hakların gasbı anlamına gelebilir. Neler olmalı uygulamada :

- Daha önceki yıllarda birikmiş Kıdem Tazminatı fonu işverenlerce 12 ay içinde taksitle fona ödenmeli ve bu miktarlar da fonun taahhütünde olmalıdır. Zaten işverenler normalde Kıdem Tazminatı Karşılığı fonlar oluşturmuş olmalıdır.

- Fonun yönetiminde işçi ağırlıklı olmak üzere işverenler de temsil edilmelidir.

- Sadece işten atılanlara değil işten kendi isteği ile ayrılanlara da isterse birikmiş tazminatının yarısı verilmelidir.

- Emeklilik halinde sadece son işveren değil tüm yıllara ilişkin tazminat ödenmelidir.

- Emekliliğine 5 yıldan fazla süre olan , işsizlik yardımı alamayan yada süresi dolup yardımı kesilen çalışanlara isteği üzerine fonda biriken birikim verilebilmelidir.

- Bu fon hiç bir zaman bir Zorunlu Tasarruf fonu gibi paranın nerede olduğu bilinmeyen bir bütçe açığı kapatıcı olmamalı ; tamamen şeffaf olmalı, kişiler birikimlerini internet üzerinden takip edebilmelidir.

 

 

Google

Image Hosted by ImageShack.us Technorati Profile Add to Technorati Favorites