Türkiye'yi Enayiler Kurtaracak

24/8/2008 (Kategori: DENEME)


Oldukça mantıklı düşünen ve davranan biri olarak enayiliklere pek dayanamam. Hatta filmlerde enayice davranılan sahneler geldiğinde başka kanala zapladığım çok olmuştur. Buna karşın durumumuzu uzun uzun tahlil ettiğimde Türkiye'yi sadece enayiler kurtarabilir kanısına vardım. Bunu biraz detaylamak istiyorum.

Belediye imar müdürlüğünde çalıştığı halde , ortada dönen onlarca imar durum değişikliği,yapı affı vb. işlerde kamu çıkarını koruyan kararlar alan, gelen on yıllar tutacak maaşı tutarındaki rüşvet tekliflerini, imalarını reddeden, bunun için sürülmeyi, pasif görevlere atanmayı göz önüne alan enayiler kurtacak Türkiye'yi.

Yıllar sonra geldiği baş müfettişlikte kral gibi oturmak dururken, kamuda yolsuzlukların arttığını söyleyip basit bir memur olarak sürgün edilmeyi göz önüne alan enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

Çalıştığı gümrükte herkes bir paylaşım çetesi içine girmişken, her ay maaşların kat katı rüşvet, sadece bazı ufak göz yummalar karşılığında bile alınırken, bunlara karışmayıp, bütün arkadaşlarından dışlanan enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

İçinde yer aldığı partide herkes liderin ne kadar haklı olduğunu yineleyip lidere taparken, liderin hatalarını söyleyebilen, kendi partisinin yanlış yaptıklarını eleştirip bir sonraki seçimlerde listelerde yer almamayı garantiliyen enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

Herkesin sürgün gönderildik diye küstüğü Doğu illerinin köy okullarında, sağlık ocaklarında görev yaparken canını dişine takarak çalışan, kendi kısıtlı maaşından devletin sobasına kömür alan, okulu kendi cebinden aldığı boyayla kendisi boyayan enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

Herkes arıya şekeri dayarken dayamayan, süte su katarken katıksız satan, belki tarlası olmadığı için bir çok çiftçi olmayan tarımsal destek alırken devletden beş kuruş alamayan enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

Başbakan'ın hedef gösterdiği, her eylemde dayak yiyeceği, yerlerde sürükleneceği garanti olmasına karşın yine de Nükleer Enerjiye, Termik santrallara, denizin doldurulmasına karşı çıkan çevreci enayiler kurtaracak Türkiye'yi.

 

Takiyeci Dış Politika

21/8/2008 (Kategori: GUNCEL)


İlk blog yazılarımda değindiğim BM'in iflası, 3. dünya savaşı sesleri giderek yaklaşmakta. Füze kalkanı projeleri bunu tekrar tetikliyor.

Bugünlerdeki dış politika sorunları karşısında ise Türkiye'nin takiyeci  dış politikası Amerika'ya bile pes dedirtti.

Bir yanda Gürcistan'a yaranmak, bir yandan Rusya'yı kızdırmamak, bir yandan İran Cumhurbaşkanını en üst düzeyde ağırlamak, bir yandan da ABD kızmasın diye doğalgaz anlaşması imzalamamak bence ancak takiyeci dış politika diye adlandırılabilir. Bu takiyeler belki halkı uyutmakta yeterli olur ama hepsi deneyimli bu ülkeleri nasıl uyutur bilemem.

 

OKUDUĞUM SON 2 KİTAP

17/8/2008 (Kategori: KITAP)

 

1)Günter Grass/Yüzyılım/Gendaş Kültür

20. yüz yıl tarihindeki olayları özellikle Almanya'da ki olanları, insanların kısa öyküleriyle anlatan güzel bir roman. Her yıl için bir öykü var. Tarihden ders almak isteyenler için kaçırılmamalı.

2) İnci Aral/Safran Sarı/Merkez Kitaplar

Sevdiğim yazar İnci Aral'ın geleceğini kaybeden, geleceksizlik duygusu yaşayanları anlattığı üçlemenin -Yeni Yalan Zamanlar- son kitabı.

Kitap, bir borsacı, bir kaçakcı ve bir telekız arasında geçiyor. Bunlardan biri aynı zamanda blog yazarı. Blog yorumlarından tanışıyorlar.

"En geç altı beş'te kendimizden boşanmış gibi ofisi terk edeceğiz. Küçük sinsi hınçlar, boş gözler, dezenfekte edilmiş kafalarla. Kimsecik yalnızlığımzı ve sönmüş kandilimizle. ..."

"Nefret ediyorum, aymazlıktan. Borsa tahtalarından, iyi giyimli ve traşlı, pabuçları aşırı cilalı, hoş kokulu, şamatacı rakam adamlarından. ..."

"Neler düşünüyorlardı? Tatilleri mi? Yağlanıp güneşte uyuklayacakları deniz kıyılarını mı? Arabanın ya da kredi kartının taksitlerini mi? ..."
"Rilke, herkesin içinde bir mektupla doğduğunu, ama o mektubu okumayı ancak kendine karşı dürüst olanların becerebileceğini söylüyordu."

Roman günümüz çürümüş ilişkileri, iş yaşamını, sosyeteyi çok iyi sorgulamakta.

SİVAS ANISI

13/8/2008 (Kategori: ANI)



İki haftadır yıllık izindeyim. Bu izinimin bir kısmını Sivas'ın bir köyünde geçirdim. Bazı anılarımı paylaşmak istiyorum.


Ankara'dan yola çıktığımızda bunaltıcı bir hava vardı. Köyde ise sabahları uzun kollu giyiyor hatta polar ile dışarıya çıkıyoruz. Geceleri kalın yorgan altında hiç terlemden hattabiraz üşüyerek yatıyoruz.

Köyde kullanılan bir iki deyim belki sizlerinde hoşuna gider."Yahyalı teklifi". Bu deyim köyde gönülsüzce yapılan davetler için kullanılıyor."El evinde yaman hoş, kendi evinde karataş". Bu deyimi ise açıklamaya gerek yok sanırım.

Yıllardır arıcılık yapan bir köylü anlatıyor. Kara kovan, sepet balı imal etmekte. Arıyı şeker ile kandırıp kolay bal üretmemekte. Ama bu durumda ürettiği miktar çok az olmakta.Diğer arıcılar ona enayi olduğunu, 2 liralık şeker ile arıya ürettikleri balın 6-7 lira yaptığını, 10-20 kat daha fazla bal üreterek ondan çok daha fazla kazandıklarını söylüyorlar. Yani dürüstlük bu alanda da para etmiyor.

Kasabaya indiğimizde gazete almak için bir bakkala uğradım. Daha gazete gelmemişti. "Zaten hep yolsuzluk haberleri gazetelerde. Sanki herkes yolsuzluk yapmadı mı? Bunlar yapdıysa ne olmuş" gibi sorulmadan yapılan bir açıklama bakış açısını netleştiriyor. Daha sonra gazeteler geldiğinde muhalif gazetelerin dağıtılmadığını anlıyorum.

Abdüllatif Şener döneminde Sivas köyleri için 40 Trilyon ödenek gelirmiş her yıl, bu yıl bu rakam 9 triyona düşmüş. Yüzlerce köy bu rakamı paylaşmak zorunda.Yani bakanın varsa, başbakan yardımcın varsa bütçe ona göre. Keyfi devlet yönetimi yıllardır değişmeyen bir ülke gerçeği.

Köyde Ankara'dan gelip yaşayanlar köyün yapısını giderek kente doğru dönüştürüyorlar. Evler kentin bahçeli dubleks dairelerine benziyor. Her yeni yapı bir öncekilerle yarışıyor.Ortakçılar araclılığı ile kendi tarlasını bu işi bir sektör haline döndürmüş bir kaç kişiye ektirerek hazır para ile geçinme, üretimsizlik köye de hakim olmuş. Köyün en üretken kişisi bir marangoz. İlk karşılaşmamızda "Yeyip, içip oturup, dünyanın içine ettiniz" dediğinde ister istemez kendimi suçlu hissettim.

Sadece bir kişinin camiye gittiği bir alevi köyüne cami yapılması için 80 Milyar ödenek çıkarılmış ve kullanılmadığı için geri dönmüş ödenek.

Sözü bir köy bilgesinin deyişi ile bağlayalım. "Abdal Horasan'ı geçmiş sen tarikatı soruyon."

Göbek

3/8/2008 (Kategori: GUNCEL)


Varsayalım haksız yere büyük bir suç işlemekle suçlanıyorsunuz. 11 kişilik bir jüri var hakkınızda karar verecek. Oturumlar sonunda 10 kişi suçu işlediğinize karar veriyor ama 4 kişi para cezası yeter diyor, 6'sı idam istiyor. Sonuçta haksız yere para cezası alıyorsunuz. Tepkiniz ne olurdu?

Sevinçten göbek atarmıydınız?